Son yıllarda artan kadına yönelik şiddet olayları, toplumsal duyarlılığı artırdığı kadar, bireylerin yaşam mücadelesini de gözler önüne seriyor. Maalesef, bu mücadelelerin bazen trajik sonlarla noktalanması gerçeği, toplum olarak hepimizi düşündürmeli. İşte bu noktada, bir kadının boşanma talebinin ardından yaşanan trajik bir olay, sessiz kalmamız gereken bir gerçeği bir kez daha hatırlatıyor. İşkence ve şiddet dolu bir hayatın, intiharın eşiğine nasıl sürükleyebileceğini gözler önüne seren bu olay, boşanmak isteyen bir kadının sonunu getirdi.
Günümüzde kadına yönelik şiddet, birçok toplumda ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. İşte bunun sonucu olarak, pek çok kadın benzer durumlar yaşamakta ve boşanmak istemektedir. Şiddet içeren bir evlilikte, kadınların kendilerini savunmaları, bazen hayatta kalabilmek adına bile son derece zorlayıcı bir süreç haline geliyor. Çoğu zaman toplumun baskısı, aile dinamikleri veya ekonomik zorluklar, kadınların bu aşamada doğru adımlar atmasını engelliyor. Bu durumu ortaya koyan bir örnek, hayatını kaybeden ve şiddet dolu bir ilişki içerisindeki kadın olarak tanımlanan olayda olduğu gibi, istisnai değildir. İşte bu örnek, kadına yönelik şiddetin ne denli derin sorunlara yol açabileceğini gözler önüne seriyor.
Bu kadının boşanma isteği, belki de hayatının en doğru kararıydı. Ancak, çoğu zaman yaşadıkları korkutucu, baskıcı ve tehdit edici durumlar, kadınları daha da tutuk hale getirmekte. Boşanmak istemek, sadece bir duygusal durum değil; aynı zamanda kadınların kendilerini korumak adına atması gereken bir adım. Ancak, bu kadın, ailesinin ve toplumun beklentileri arasında sıkışıp kalmıştı. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, burada da birçok kadın kendilerini bu döngünün kıskacında bulmakta ve çıkış yolu aramaktadır. Özellikle şiddet gören kadınların yaşadığı bu kısır döngü, onların hayatlarını tehdit eden bir boyuta ulaşmaktadır.
Bu trajik olayın etrafında dönen sorular, bu durumdan etkilenmiş her kadının hissiyatını da açığa çıkarıyor. Kadınlar, çoğu zaman bir çıkış yolu bulabilmek için yıllarca mücadele ediyorlar. Ancak, ailelerinin yanındaki destek sistemleri yetersizse, ya da diğer sosyal yapıların sağladığı destekler sınırlı ise, bu durum onları iyice çaresiz bırakıyor. Çok defa boşanma sürecinin başı, ardında dev bir yükü de taşımaları gerektiği anlamına geliyor. Kadın kimliğini yeniden oluşturmak, yıkılan bir hayatı toparlamak, çoğu zaman yeni bir mücadele alanı açıyor. Her biri, başka bir kadının hayatında yer bulabilmek adına dayanışma sağlamak da bir o kadar önemli. İşte bu yüzden, bizim de seslerini duyup destek olmamız, kadınları koruma adına büyük bir adım atmamızı sağlayabilir.
Şiddet dolu bir evlilikten çıkmanın zorluğu, yalnızca fiziki sağlıkla sınırlı kalmayıp, ruhsal sağlık üzerinde de büyük etkiler yaratmaktadır. Kadınlar; maruz kaldıkları şiddet sonucu psikolojik travmalar yaşayabilmekte, bu da onları daha dayanılmaz bir hal içine sürüklemektedir. Çoğu zaman bu deneyimler, yalnızca hayatlarını değil, toplumun genel yapısını da olumsuz etkiler. Birçok kadın bu yönleriyle aittir. Her bireyi etkileyen bu durum, sadece kurbanların değil, faillerin de tepkilerini belirlemekte ve toplumun genel barışını tehdit edici bir durum oluşturabilmektedir.
Sonuç olarak, bu trajik olay, kadına yönelik şiddetin bütün yönleriyle ele alınması gerektiğini ve bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Boşanmak isteyen bir kadının karşılaştığı engeller, sadece kendi hayatını değil, çevresindeki tüm bireylerin yaşamlarını da derinden etkilemekte. Şiddetin her türlüsü, birer insan hakkı ihlali olarak kabul edilmelidir. Kadınların özgürlük ve barış içinde yaşamasını sağlamak, hepimizin üzerine düşen bir sorumluluktur. Bu gibi olayların bir daha yaşanmaması temennisiyle, sessiz kalan herkesin; ses çıkarma zamanı geldi!